SIK KULLANILAN SORULAR

 

1)     İspat Yükü Kime Aittir?

2)     Türk Medeni Kanunu aile hukuku ile ilgili hangi değişiklikleri içermektedir?

3)     Nişanlanma

4)     Boşanma Nedenleri Nelerdir?

5)     Boşanma Davasını hangi taraf açmalıdır?

6)     Boşanma davası dilekçelerinde neler yer almalıdır ?

7)     Boşanma Davasında Çocuklar Dinlenir mi?

8)     Anlaşmalı Boşanma

9)     Anlaşmalı Boşanma Şartları Nelerdir?

10)   Boşanma davalarında tazminat neye göre verilir?

11)   Boşanma Nafakasında Hangi Durumlarda Nafakaya Hükmedilir?

12)   Aile Konutu Nedir?

13)   Ziynet eşyalarında dikkat edilmesi gereken hususlar nelerdir?

14)   Erkeğe Düğün Sırasında Hediye Olarak Takılan Paralar Kime Aittir?

15)   İddet Müddetinin  Kaldırılması Davası

16)   Soy bağı Nedir ?

 

 

1)     İSPAT YÜKÜ KİME AİTTİR?

İspat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana   düşer.  İspat yükü hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer[1].  İleri sürdüğü bir vakıadan  lehine  haklar çıkaran kimse iddia ettiği olayları  ispat etmelidir. [2]

 

İş davalarında ise ispat yükümlülüğüne ilişkin istisnai düzenlemeler getirilmiştir. Örneğin işçinin ücretini ödendiğini ve yıllık iznini kullandığını ispatlama görevi, işveren ait olup yazılı belge ile ispatlamalıdır.

 

2)     TÜRK MEDENİ KANUNU AİLE HUKUKU İLE İLGİLİ HANGİ DEĞİŞİKLİKLERİ İÇERMEKTEDİR?

Türk Medeni Kanununda, kişinin cenin halinden(sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan) ölümüne kadar taraf olduğu olay ve ilişkilerde uygulanacak kurallar yer almaktadır. 4721 sayılı yasa 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir[3]. Aile hukuku, yeni Türk Medeni Kanunu’nun en çok değişikliğe uğrayan ve yenilikler getiren bölümüdür. Yasadaki en önemli değişiklik, eşlerin evlilikte haklar ve görevler için eşit biçimde sorumlu olması ve anne ile babanın eşit velayet hakkına sahip olmasıdır. Yasanın ana bakış açısı, eşit hak, eşit sorumluluk ve eşit paylaşımdır.[4]

 

Eşlerden birisi, şahsi ihtiyaçları için bir şey satın aldığında, sadece kendisi sorumlu olacaktır. Bunun dışında aile için kullanılacak ev, araba, kredi almak gibi her zaman yapılmayan olağandışı masrafları ise eşler beraber yapmak zorundadırlar. Ancak diğer tarafın açıkça bilgilendirildiği ve olayların akışından diğerinin rızasının olduğu varsayılan durumlarda zımni rızanın olduğu kabul edilecektir. Örneğin eşlerden birinin eve bakıp beğenmesi, diğerinin ise evi kiralaması halinde, sadece sözleşmeyi yapan değil, her iki eş de sorumlu olacaktır. Hukuki ihtilaf her ikisine de yöneltilecektir. Bunun dışında evlilik birliğinin yararı bakımından gecikmesinde zarar olan bulunan durumlarda, zımni rızanın varlığı veya eşlerden birinin hâkim kararı ile bilgilendirildiği hususlarda, eşlerden birisinin tek başına olağanüstü bir masraf gerçekleştirebilecektir. Diğer eşin bundan hukuki olarak sorumlu tutulacaktır.

 

Eşlerden her biri aileyi temsil yetkisine sahiptir. Ancak temsil yetkisi mahkeme kararı ile sınırlandırabilir. Koşullar değiştiğinde, iade edilebilir. Eşlerden birisinin ekonomik varlığını tehlikeye atması halinde, talep üzerine hâkim eşin kendi malları üzerinde tasarruf yetkisinin kısıtlanmasına ve tapu kütüğüne şerh verilmesine karar verebilir.

 

Eşlerden herhangi bir, evlilik birliğinin gerektirdiği yükümlülükler yerine getirmediği veya evlilik birliği ile ilgili bir konuda önemli bir uyuşmazlığa düşüldüğü takdirde, eşler ayrı ayrı veya birlikte hâkimden müdahale isteyebilirler. (Md. 195.) Hâkim eşleri dinler, olayı araştırır ve gerekli görürse eşleri uyarır, onları uzlaştırmaya çalışır. Eşlerin ortak rızasını alarak, ailenin mutluluğunu temin için, uzman kişilerden yardım alır, gerekli kararı verir. Eşlerden birinin evlilik giderlerini ödememesi halinde hâkim, bu eşin borçlularına örneğin kiracılarına borcunu diğer eşe ödemelerini emredebilir.

 

3)     NİŞANLANMA

Evlenme vaadi ile gerçekleşir fakat kişiyi evlenmeye zorlamak için dava hakkı vermez. Nişanlılardan biri haklı sebep olmadan nişanı bozduğu takdirde, kusuru olan taraf tazminat vermekle yükümlüdür. Nişanın bozulması yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf manevi tazminat olarak uygun miktarda para ödenmesini de talep edebilir. Nişanlanmanın sona ermesinden doğan dava hakkı, sona ermenin üzerinden 1 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

 

4)     BOŞANMA NEDENLERİ NELERDİR?

 

Evliliğin sona ermesi; ölüm, gaiplik, cinsiyet değişikliği, irade bozukluğu sonucu evliliğin iptali ve boşanma yollarından birisi ile gerçekleşir.

 

Bir yılı geçen evliliklerde her iki eşin boşanma ve sonuçları konusunda anlaşmaları halinde, evlilik birliğinin sarsıldığı kabul edilmektedir.

 

Aynı şekilde herhangi bir nedenle açılan boşanma davasının reddi üzerine üç yıl boyunca müşterek hayatın tesis edilmemesi hallerinde de boşanma gerçekleşecektir. 

 

2002 tarihli Medeni Kanundaki boşanma nedenleri; zina, hayata kast, pek kötü ya da onur kırıcı muamele, suç işleme ve haysiyetsiz yaşam sürme, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin sarsılmasıdır.  Sürekli psikolojik saldırı, üçüncü kişilerin önünde şahsiyetini tahkir etme gibi davranışlar onur kırıcı muamele içine girebilmektedir.

 

Bir eşin haysiyetsiz yaşam sürmesi ya da küçük düşürücü suç işlemesi, diğer eşi evliliği devamı beklenemeyecek duruma sokuyorsa boşanma gerçekleşecektir. Haklı bir sebep olmaksızın evlilik birliğinin yükümlülüklerini yerine getirmemek amacıyla müşterek evin terk edilmesi boşanma nedenidir. Ancak terkten sonra, en az dört ay geçmesi, bağımsız tarafların sosyal statülerin uygun, oturabileceği bir eve geri gelmesi için mahkeme kanalı ile terk ihtarının yapılması ve ihtardan itibaren iki aylık süre içinde müşterek eve geri dönmediği takdirde terk nedeniyle boşanma davası açılacağı bildirilmesi gerekmektedir.

 

5)     BOŞANMA DAVASINI HANGİ TARAF AÇMALIDIR?

 

Boşanma Davalarında en çok karşılaşılan soru, boşanma davasının kim tarafından açmasının daha doğru olacağıdır.

 

Boşanma Davasının kim tarafından açılacağının bir önemi yoktur. Taraflardan biri dava açtığında, karşı tarafın cevap dilekçesi ile beraber cevap vererek ve harcını yatırarak karşı dava açması mümkündür. Uygulamada mahkeme davacının davasını ret ederken karşı davacının davasını kabul edebilmektedir.

 

Evlilik birliğinin temelden sarsılması, genel boşanma nedenidir. Evlilik birliği ve ortak hayatı sürdürmek beklenmeyecek derecede temelden sarsılırsa, eşlerden herhangi biri boşanma talep edebilecektir. Evlilik birliğinin sarsılmasında, kusur aranmamaktadır. Sadece daha az kusurlu olan tarafın dava açması ve somut vakıalarla ispatlanması yeterlidir.

 

Davayı açan dava harç ve masraflarını ödemekle mükelleftir.

 

Davayı açan, karşı tarafın boşanma davasındaki kusurunu ispatla mükelleftir. Zira hiç kimse kendi kusurundan yararlanamaz. Daha fazla kusurlu olan tarafın dava açması durumunda diğer eşin itiraz hakkı bulunmaktadır.

 

Hangi tarafın kusurlu olduğunu tespit edecek olan mahkeme hakimidir. Mahkeme hakimi dosyaya sunulan deliller, tanık ifadeleri sonucu kendi kişisel kanaati ile davadaki taleple hakkında karar verecektir.

 

Tarafların kusuru, maddi ve manevi tazminat takdirinde önem arz etmektedir.

 

6)     BOŞANMA DAVASI DİLEKÇELERİNDE NELER YER ALMALIDIR ?[5]

 

Boşanma davası dilekçelerinde zorunlu bilgiye yer verilmesi ve dava ile ilgisi olmayan anlatımlardan uzak durulması yargılamayı kolaylaştıracaktır. Devam eden yada son altı aydaki evlilik birliğinin telden sarsa olaylar açıklanmalıdır.

 

Dava dilekçeleri boşanma sebebi olan olayların açık, öz ve kısa olarak anlatılması suretiyle düzenlenmelidir. Olayların anlatımı taraflara, hukuki nitelendirmesi ise hakime aittir. Olaylar ne kadar anlaşılabilir olursa hakim de davayı o netlikte yorumlayacaktır. Davaların kısa zamanda adil olarak çözüme kavuşturulması biraz da buna bağlıdır.

 

7)     BOŞANMA DAVA DİLEKÇESİNDE YAZILI OLMASI GEREKEN HUSUSLAR;

·        Tarafların adı, soyadı, adresleri;

·        Tarafların T.C Kimlik numaraları;

·        Ne zaman evlendikleri, çocukları, çocukların yaşları, taraflardan hangisinin yanında olduğu, öğrenim durumları;

·        Tarafların ne iş yaptıkları, gelirleri; Nerede çalıştıkları, emekli ise kurumları, iş adresleri;

·        Boşanma sebebi (Zina, terk, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, Akıl hastalığı, Evlilik birliğinin temelden sarsılması, anlaşmalı boşanma) hangi olayların boşanma sebebi olarak ileri sürüldüğü kısaca izah edilmelidir.

·        Çocuk varsa (reşit olmayan çocuklar) velayet isteği olup olmadığı, açıklanmalıdır.

·        Eş ve çocuklar için tedbir nafakası isteği varsa, kim için ne kadar para istendiği açık olarak açıklanmalıdır.

·        Manevi tazminat isteği varsa, sebebi ve miktarı açık olarak belirtilmelidir.

·        Maddi tazminat isteği varsa ( Mevcut veya beklenen menfaatlerin boşanma sebebiyle zedelenmesinden kaynaklanan) miktarı açık olarak belirtilmelidir.

·        Yoksulluk nafakası isteği para olarak açıkça belirtilmelidir.

·        Tarafların sahip oldukları menkul, gayrimenkul, nakit hisse senedi gibi malvarlıkları belirtilmelidir.

·        Tensiple istenebilecek dosya numarası, tapu kaydı, araç kaydı, banka hesap numarası, çalıştıkları iş yeri bilgisi dosyaya sunulmalıdır.

·        Aile konutunun davacı eşe ve çocuklara tahsisi ve 4320 sayılı yasadaki tedbir veya tedbirlerden birinin uygulanması isteği varsa bunlar da açık olarak belirtilmelidir.

·        Dava dilekçesine tüm deliller, tanık isim ve adresleri ile tanıkların hangi olaylara tanıklık yapacakları eklenmelidir.

Tarafların ekonomik ve sosyal durumunun kısa zamanda araştırılabilmesi verilecek doğru adreslerle mümkündür. Bu da tedbir nafakasının en kısa zamanda ne miktar olması gerektiği yolunda Hakime yol gösterecektir. Aynı zamanda çocukların kimin yanında olduğu, yaş ve öğrenim durumunun belirtilmesi de çocuklar yönünden tedbir nafakasının gelire göre kısa zamanda hakkaniyete uygun belirlenmesini sağlayacaktır. Dilekçede tedbir nafakası istenmesine karşın  gelirlerin tespitine ilişkin bilgi verilmemesi talebin kabulünü geciktirmektedir.

 

Tanıklar bildirilirken somut olayları zaman, yer, kişiler bazında bilen tanıklar olmalıdır. Genel olarak geçimsizliği bilen şeklinde bildirilen tanıkların beyanı üçüncü kişilerden veya taraflardan aktarılan beyanlar olup, bu beyanlar boşanmayı sağlayıcı beyan olarak kabul görmemektedir. Bu tür tanıkları bildirmekten kaçınmak gerekir. Olayları açıklayacak makul sayıda tanık bildirilmelidir. Aynı olayı açıklayacak çok sayıda tanık bildirmekten kaçınmalıdır. Çünkü çok tanık davayı uzatan sebeplerden biridir.

 

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması, eşler arasında çok ciddi ve şiddetli bir geçimsizlik veya anlaşmazlık bulunması demektir.

 

Zina, evlilik birliğinin eşlere yüklediği sadakat gösterme yükümlüğünün( MK. M.185/3) en ağır şekilde çiğnenmesi (ihlal edilmesi) demektir. Evlilik hukuken son bulmadıkça karı kocanın sadakat gösterme yükümlülüğü devam eder. Bir arada bulunmamak eşlere bu yükümlülüğü çiğnemek hakkını vermez. Yargıtay yorumu ayrı yaşayan boşanma davası açan çiftlerin de boşanma davası kesinleşene kadar sadakat yükümlülüklerini yerine getirmeleri yönündedir.

 

Aradaki geçimsizliğin ortak hayatı çekilmez bir hale getirip getirmediği önce davacı, sonra da davalı bakımından dikkatlice araştırılmalıdır.  Eğer evlilik birliği yalnız davacı için çekilmez bir hale gelmişse, hakim yine boşanmaya hükmetmemelidir. Ancak buradaki çekilmezliğin, dürüst, makul ve iyi niyetli, her insan için az çok aynı şekilde mütalaa edilmesi, yani mümkün olduğunca objektif olarak ele alınması gerekir. Mesela, eşi çirkinleştiği ve yaşlandığı için müşterek hayatın çekilmez bir hale geldiği yolundaki bir iddia geçerli değildir; hele arada küçük çocuklar varsa ve bu evliliğin sona ermesi onlar için zararlı neticeler doğuracaksa, o zaman bir tarafın bu gibi sebeplere dayanan iddiası dikkate alınmamalıdır.  Bunun gibi, karakter farklarından doğan anlaşmazlıkları, davacı eşin makul bir fedakârlıkla ve uyuşma gayretiyle hareket edip ortadan kaldırabilmesi mümkün görünüyorsa, boşanma istemi reddedilmelidir. Keza, eşinin geçimsizliğe sebep olan kusurlarını düzeltmek için kendisine düşen gayreti esirgeyen karı veya kocaya da dava hakkı verilmemelidir.

 

8)     BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR DİNLENİR Mİ?

 

Aile mahkemesi hakimleri, çocukların beden ve ruh sağlıkları hakkında ve kimin yanında kalmalarının daha doğru olduğuna ilişkin pedagogdan rapor alarak velayet hakkında karar verirler. Ancak iradelerini açıklayabilecek yaşta olan çocuklar için kimin yanında yaşamak istediklerine dair çocukların iradelerini de dikkate alınmaktadır.

 

9)     ANLAŞMALI BOŞANMA

 

Kanunda sayılmış özel bir boşanma nedenidir. Anlaşmalı boşanma davasını açabilmek için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, duruşmada eşlerin bizzat dinlenmeleri, boşanmayı serbest iradeleriyle istemeleri ve boşanmaya ilişkin tüm fer’ilerde anlaşmış olmaları ve hakimin bu anlaşmayı uygun görmesi, şayet uygun görmezse gerekli değişiklikleri yapması, bu değişiklikleri de tarafların kabul etmesi gerekmektedir.

 

10) ANLAŞMALI BOŞANMA ŞARTLARI NELERDİR?

 

a-      Evliliğin En Az 1 Yıl Sürmüş Olması

 

Bir yıllık bu süre en az (asgari) süredir. Evlenme töreninden itibaren bir yıl geçmedikçe açılan davalar anlaşmalı boşanma davası olmayacaktır.

 

b-     Eşlerin Boşanmak Üzere Birlikte Başvurmaları veya Bir Eşin Açtığı Davanın Diğerince Kabul edilmiş Olması

 

Eşler önceden aralarında anlaşarak boşanmak üzere birlikte başvurabilirler, yani boşanma davasını birlikte açabilirler.

 

Eşlerden birinin açmış olduğu boşanma davasını diğer eşin kabul etmesi de mümkündür.

 

c-      Hakimin Tarafları Bizzat Dinlemesi

 

Hakim, her iki halde de, yani hem eşlerin birlikte başvurmaları, hem de bir eşin açtığı davanın diğerince kabul edilmesi durumunda tarafları bizzat dinleyecektir. Hakim eşleri bizzat dinleyerek iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmedikçe boşanmaya karar veremez. Taraflar davayı vekilleri vasıtasıyla sürdürseler dahi, hakimin yine de tarafları davet ederek bizzat dinlemesi zorunludur.

 

d-     Hakimin Tarafların Boşanmanın Mali Sonuçlarına ve Çocukların Durumuna İlişkin Düzenlemelerini Uygun Bulması

Taraflar sadece boşanma konusunda değil, fakat boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda da anlaşmış olmalıdırlar. Buna eşyalar, velayet, nafaka, maddi, manevi tazminat istemini de içerir. Taraflar bu konuları düzenlemek üzere aralarında yapmış oldukları anlaşmayı hakimin incelemesine sunarlar. Bu anlaşma yazılı bir metin halinde düzenlenmiş olabileceği gibi, hakimin huzurunda sözlü olarak da açıklanabilir. Ancak, bu durumda sözlü açıklamanın mahkemede bir tutanağa geçirilerek her iki eş tarafından imzalanması gerekir.

 

Eşlerin anlaşmasıyla boşanmaya karar verilebilmesi, onların sundukları bu anlaşmanın hakim tarafından uygun bulunması şartına bağlanmıştır. Hakim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak, kendisine sunulmuş olan anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişiklikler taraflarca aynen kabul edilmedikçe boşanmaya karar verilemez.  Çünkü bu durumda boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda “ tarafların anlaşmış olmalarından” söz edilemez.

 

Hakim, ancak yukarıda açıklanan şartların tamamının mevcut olması halinde boşanmaya karar verebilir. Bu şartlardan sadece bir teki gerçekleşmemiş olsa, örneğin taraflar boşanmanın mali sonuçları hakkında sadece bir tek konuda anlaşmaya varamamış olsalar bile, yine de hakimin boşanmaya karar vermesi mümkün değildir.

 

Çocukların durumu ve kişisel ilişki kurulması konusunda düzenleme hakimin takdirine bağlıdır. Örneğin protokole “Dilediği zaman çocukları görebilir” şeklindeki bir düzenlemeyi iki taraf imzalasa da hakim kabul edemez[6].  Çünkü bu hüküm uygulanabilir değildir. Gece 03.00 de gelen görme isteği nasıl uygulanacaktır. Uygulanamayacağı için de hakim tarafından bu anlaşma kabul edilmeyecektir.

                       

Taraflar anlaşmaya uygun davranmadığında kararın icra müdürlüğünce uygulanabilir olması gerekir. Her hafta sonu görüşte, uygun değildir. Velayet kendinde olan eşin hiçbir hafta sonunu çocuğu ile geçirememesi anlamına gelir.

 

Hakim protokole uygun bulmadığı takdirde değişiklik için tarafların beyanını alır. Taraflar hakimin yaptığını kabul etmemesi halinde, anlaşmalı boşanmaya karar veremez[7].

 

11) BOŞANMA DAVALARINDA TAZMİNAT NEYE GÖRE VERİLİR?

 

Boşanma davasında; tarafların kusuruna göre maddi ve manevi tazminata hükmedilecektir. Kusurlu olan taraf, daha az kusurlu olan tarafa boşanma sonucu uğradığı zararları, mevcut ya da beklenen menfaatlerini tazmin ile mükelleftir. Boşanma davası ile beraber tazminat talebinde bulunulduğu takdirde harç alınmamaktadır. Boşanmadan sonra bir yıl içinde tazminat davası açıldığında ise talep miktarına göre miktarı değişen nispi harcın ödenmesi gerekmektedir.

 

Boşanmaya neden olan olayların kişilik haklarını zedelemesi halinde manevi tazminata hükmedilebilecektir. Eşin aldatılması veya kendisine karşı şiddet kullanılması, kişilik haklarını zedelemektedir. Yargıtay genel olarak tazminata hükmedilmesi için, fiziksel şiddetin varlığını aramakta, ancak toplum içinde eşe hakaret ve küfrün tazminat için yeterli bulabilmektedir.

 

 

12) BOŞANMA NAFAKASINDA HANGİ DURUMLARDA NAFAKAYA HÜKMEDİLİR?

 

Boşanma davasında;

·        Dava devam ederken tedbir nafakası

·        Boşanmanın kesinleşmesinden itibaren de çocuklar için iştirak nafakası

·        Yoksul kalan eş için yoksulluk nafakasına hükmedilecektir.

Nafaka talep edenin daha fazla kusurlu olmaması ve boşanma halinde yoksulluğa düşmesi halinde süresiz olarak yoksulluk nafakası talep edilebilir. Nafaka, bir tarafın geçinmesini sağlayacak şekilde tespit edilir. Aile mahkemesi hâkimi tarafların maddi durumuna göre nafaka miktarını belirler. Yoksulluk nafakasında kişilerin sosyal ve ekonomik düzeyleri, evlilik esnasındaki yaşam düzeyleri dikkate alınır. Nafaka, eşin evliliğin giderlerine katkıda bulunmaması nedeniyle talep edilmişse, talepten önceki bir senenin nafakası da istenebilir.

 

Talep halinde hâkimin nafakayı endeksleme ve ileriki yıllarda ne kadar nafaka ödeneceğine karar verme imkânı mevcuttur. Mahkeme kararında nafakanın her sene tüketici endeksine, tefe, tüfe, die, döviz artış oranına göre arttırılabileceği ifade edilebilir. Bu surette artık sürekli olarak nafaka bedelinin artırım davası açılmasına gerek kalmayacaktır. Nafaka ile ilgili şartların değişmesi halinde yeniden dava açmak suretiyle nafakanın kaldırılması, arttırılması ya da azaltılması talebinde bulunulmak mümkündür.

 

Boşanma ile ilgili tüm alacaklar, boşanma hükmünün kesinleştiği bir yıl içinde talep edilmelidir. Çocuklar için talep edilen iştirak nafakası boşanmaya bağlı değildir. Bu nedenle boşanma kesinleştikten bir yıl geçtikten sonra dahi talep edilmesi mümkündür.

 

13)  AİLE KONUTU NEDİR?

 

Aile konutu, ailenin içinde yaşadığı, günlük yaşantısını sürdürdüğü konuttur. Evlilik birliği devam ettiği müddetçe örneğin boşanma davası neticelenene kadar bu vasfı devam eder. İster kişisel mal, ister edinilmiş mal olsun, eşlerden hangisine ait olursa olsun, gayrimenkulün maliki olan eş, diğerinin rızası olmaksızın aile konutunu satamaz, ipotek koyduramaz, intifa hakkını devredemez. Kira sözleşmesini feshedemez.

 

Üçüncü kişilerin iyi niyetinin korunmasını engellemek için, tapuya aile konutu şerhi koydurabilir. Bunun için eşlerden bir tanesinin, tapu dairesine müracaat etmesi gerekmektedir. Tapu Dairesi, nüfus memurluğundan alınacak vukuatli nufus örnegi,  nüfus cüzdanı, evlilik cüzdanı fotokopisi ve muhtarlık ya da yöneticiden alınacak “tapu kaydına aile konutu şerhi düşülecek yerin aile konutu olduğunu” belirtir belge ve “Aile Sicil Beyannamesi” ve 1 adet fotograf ile müracaat edilmesi gerekmektedir.

 

                       

14) ZİYNET EŞYALARINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR NELERDİR?

 

Boşanma davası ile beraber ayrı bir dava ile ziynet eşyalarının aynen iadesine iadesi mümkün olmaması durumunda bedelinin tazminine ilişki dava açılır.

 

Yargıtay'ın genel yorumu kadının evi terk etmesi durumunda ziynet eşyaları da yanında getirdiği yönündedir. Ziynet eşyaları yaşam deneyimlerine göre olağan, ziynet eşyaların kadının üzerinde taşıyacağı veya rahatlıkla saklanabilen, taşınabilen veya götürülebilen  nevindedir.

 

Onun için evden ayrılmayı tasarlayan kadının bunları önceden götürmesi  veya gizlemesi  doğaldır. Kadın evden ayrılırken bunların zorla elinden alındığı veya götürülmesine engel olunduğu gerçekleşmedikçe altın ve ziynetlerin evde ya da kocada kaldığını kanıtlama yükü kadına düşer. Kadın altın ve ziynetlerini götürülmesine engel olunduğunu veya bunların zorla elinden alındığını; evden ayrılmadan önce ya da ayrılırken götürme fırsatını elde edemediğini kanıtlamalıdır.

 

15) ERKEĞE DÜĞÜN SIRASINDA HEDİYE OLARAK TAKILAN PARALAR KİME AİTTİR?

Düğünde erkeğe takılan paralar erke, kadına takılan paralar kadına aittir. Düğünde kadına takılan araların düğün masrafları için harcanması durumunda kadının boşanma esnasında düğünde kendisine takılan paraları talep etmesi mümkündür.

 

Toplanan delilerden dava konusu paranın düğün sırasında erkeğe hediye olarak takıldığı anlaşılmaktadır. Bu paranın kadına bağışladığı da ispat edilmemiştir. Gerçekleşen bu durum karşısında paraya yönelik isteğin reddi gerekirken  yazılı şekilde karar verilmesi yasaya aykırıdır.[8]

 

Dinlenen davacı –davalı tanık beyanları ile dava konusu ziynet eşyasının evlilik birliğinin devam ettiği sırada davalı –davacı koca tarafından bozulduğu anlaşılmıştır. Ziynet eşyası hakkındaki davanın kabulü gerekirken reddi usul ve kanuna aykırıdır[9]

 

16) İDDET MÜDDETİNİN KALDIRILMASI DAVASI

 

Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez.  Doğurmakla süre biter.

 

Kadının önceki evliliğinden gebe olmadığının anlaşılması veya evliliği sona eren eşlerin yeniden birbiriyle evlenmek istemeleri hâllerinde mahkeme bu süreyi kaldırır.

 

Boşanma kesinleştikten sonra 300 gün içinde evlilik yapılması iddet müddetinin kaldırılması davasının açılmasına bağlıdır

 

17) SOY BAĞI NEDİR

 

Çocuğun; ana ile arasındaki soybağı doğum ile baba ile arasındaki soybağı ise evlilik, tanıma veya hâkim hükmüyle kurulur. Ayrıca evlat edinme ile de soybağı kurulabilir.
Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak 300 gün içinde doğan çocuğun babası kocadır (babalık karinesi). Koca soy bağının reddi davası açarak babalık karinesini çürütebilir. Çocuk evliliğin sona ermesinden itibaren 300 gün içinde doğmuşsa ve ana bu arada tekrar evlenmişse ikinci evlilikteki koca baba sayılır. Ana babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak şunları da talep edebilir: Doğum giderleri, doğumdan önce ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri, gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler

 

 

 



[1] Prof. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1968, s. 372; Prof. İlhan Postacıoğlu, Medeni Yargılama  Usulü, 1970, s. 464; prof. Necip Bilge, Hukuk Yargılamaları Usulü, 1967, s. 449; Prof. Sabri Şakir Ansay, Hukuk Mahkemeleri Usulü, 1957, s. 248-249; Prof. Sami Üstündağ, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1973, s. 378

[2] Nafiz Kaçak, Boşanmada Mal  ve Paraların Paylaşımı , Ankara,2010, s. 461.

[3] 4721 sayılı kanun 22.11.2001 tarihinde kabul edilmiştir.

[4] Medeni Kanun Madde 185 “Evlenmeyle eşler arasında evlilik birliği kurulmuş olur. Eşler, bu birliğin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar.” şeklindedir.

[5] Şerafettin ŞANVER, Boşanma Davaları El kitabı

[6] HGK 1994/2-894 E 1994/125 K

[7] Y.2.HD 2004/9760 E 2004/11194 K

[8] Y. 2.HD. 22.05.2002-17028/258

[9] Y.2. HD. 14.09.2009 2008/13181- 2009/15539

 

Benli Hukuk  (c) 2014 | Powered By   Sanalog